Metroda internet olması güzel, sorun yatak odamızda bile olması

author

ÜMİT ALAN

[email protected]

2021.10.17 04:00

İstanbul metrosunda bundan böyle internet hizmetinin verilecek olması sevindirici bir gelişme. Telefon operatörlerinin de bir onay sürecinin ardından İBB metrolarında hizmet vermesi bekleniyor. İstanbul’da bilhassa işgününün ortasında, bir yerden bir yere giderken çevrimdışı kalmak sahiden zorlayıcı bir durumdu. Geç de olsa gevşemiş olması güzel. Oysa bu hizmete ayırdığımız farkındalığın ufak bir bölümünü de keşke her lahza çevrimiçi olma halimizin yarattığı negatif durumlara ayırabilseydik. Çünkü bu konunun iki yönü var: Birincisi; sosyal medyanın tek tek bireyler ve toplum üzerinde yarattığı etki. İkincisi; gözetim kapitalizmi ve onun bundan böyle varlık, sefalet sorunu ayla gelen sömürüsü. O yüzden başlıktaki yatak odası metaforunu, yatak odamızda bile internetin çekmesini yanlış bulduğum anlamında değil, her an her yerde gözetleniyor ve bunun yarattığı veri ekonomisiyle sömürülüyor olmamız anlamında kullanıyorum. Bunu dümdüz okuyup eleştirecek olanları da sosyal medyanın yarattığı zehirli ekosistemin mağdurları olarak düşünüyorum.

Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun derdi de açık: Neden bir yerde internet olmamasını tasa ettiğimiz dek, yeniden izleniyor ve pazarlanıyor olmamızı tasa etmiyoruz?

GÖZCÜLÜK YAPMA KAPİTALİZMİ

Gözetleme (yaygın çeviriye göre gözetim) kapitalizmi, basitçe verilerimizi meta haline getirip kârı maksimize etmeyi amaçlayan bir sistem biçiminde tanımlanabilir. Sistemi gözlemleyerek teorileştiren ve adını koyan Shoshana Zuboff, Türkçeye yeni çevrilen Gözcülük Yapma Kapitalizmi Çağı (Okuyanus Yayınları, Ekim 2021) kitabında bildiğimiz kapitalizmden farkını fazla net anlatıyor. Diyor fakat, “Endüstriyel kapitalizm, fakat derhal farkına vardığımız yıkıcı sonuçlarıyla, doğanın sömürüsü ve kontrolüne bağlıydı. Gözcülük Yapma Kapitalizmi ise, bunun yerine insan doğasının sömürüsü ve kontrolüne bağlıdır.” Zuboff’un bu gözleminden hareketle diyebiliriz ancak, doğayı yeterince sömürdükten sonradan sıra insan doğasının sömürüsüne geldi. Doğayı sömürmenin sonuçlarıyla tez yüzleşiyoruz. İklim değişikliği, küresel ısınma, geçen yaza damga vuran yangınlar gibi doğa felaketleri, kuruyan göller vesaire. Şüphesiz bunun buraya varacağını endüstriyel kapitalizmi erken dönemde ayrım edip aleyhinde duranlar görmüş ve uyarmışlardı. İşte gözetleme kapitalizminin o erken dönemindeyiz ve uyarılar tekrar genelde görmezden geliniyor. Mesela; Whatsapp’ın kolay bir kontrat değişikliğine “Whatsapp verilerimizi çalıp paylaşacakmış” diye şaşırılıyor ve tepki gösteriliyor da “Ben bu Whatsapp’ı niye senelerdir bedava kullanıyorum, diğer taraftan reklam bile görmeden” diye o kadar şaşırılmıyor. Ama gözetleme kapitalizminin hikâyesi, tam da orada başlıyor.

KİMSE ZORLAMIYOR FAKAT…

Sosyal medyanın insanı bağımlı kılmak, hiç gözünü ayırmamasını sağlamak ve bu vesile ile izleyip veri biriktirmesini sağlamaktan ibaret meslek modelinin sorunları çok. Eleştiriler genelde “Kimse kimseyi zorlamıyor, isteyen internet bağlatmaz, isteyen telefonunu kapatır” diye yanıtlanıyor. Mesele pek kolay değil. Zuboff’un yukarıda sözünü ettiğim kitabı bunu teorisi ve pratik örnekleriyle ortaya koyuyor. Çünkü internet ve sosyal ağ artık insan sosyalleşmesinin zorunluluğu haline geldi. İki hafta önce yaşanılan 5-6 saatlik Facebook şirketleri kesintisi bile çoğumuzun Facebook=İnternet gibi bir sistemde yaşadığını gösterdi. Eşzamanlı gelen Facebook eski çalışanı Frances Haugen’in ifşaatları da Facebook’un özellikle çocuk ve gençlere verdiği zararların şirket tarafından bilinmesine karşın gizlenmesi temelindeydi. Zuboff’un bu ifşaattan çok önce yazılmış kitabında bununla ilgili de çarpıcı tespitler var: “Facebook insanların, özellikle genç insanların kendilerini ‘dışarıdan içeriye bakışla’ bilmeye yatkınlıklarını besleyen açıklanmış pratiklere bel bağlar. En kritik olanı ‘diğerlerine’ gereksinim ne değin fazla beslenirse, birey pek az kendini yapı etme işine kalkışma kabiliyetinde olur” diye açıklıyor ve bununla ilgili bilimsel çalışmalara referans vererek, yetişkin şahsiyet bozukluğunun kalbinde bunun yer alabileceğini söylüyor. İşte bu köşede birkaç hafta önce incelediğimiz “ödül mekanizmaları” yani alkış, etkileşim, izlenme sayıları burada devreye giriyor. İnsanın zaten doğasında olan bir durumun dahası teknolojiyle manipüle edilerek büyütülmesi ciddi sonuçlar doğuruyor.

Kuşkusuz yazdıklarım ‘hadi sosyal medyadan topluca çıkalım’ şeklinde yorumlanmamalı. Çünkü böyle bir lüksümüz olmadığını biliyoruz. Ancak bunu minimalize etme konusunda olur ya yeniden düşünebiliriz. Gözcülük Yapma kapitalizminin gittiği istikamet zaten bize şunu açıkça gösteriyor: Iyice çevrimdışı kalmak ileride sadece ultra zenginlere has bir imtiyaz olacak. Öyleyse umutsuzca kenara mı çekileceğiz? Hayır. Zuboff bu konuda umutlu; doğayı kastederek “Endüstriyel kapitalizmin kurbanları dilsizdi” diyor ve “İnsan doğasını fethetmeye kalkışacak olanlar ise müstakbel kurbanlarının epey gürültülü, tehlikeyi saptama ve onu yenmeye hazırlanmış olduklarını görecekler” diye ekliyor. Natürel bunun için “yaşasın metroya internet geldi” coşkusundan birazcık feragat etmemiz gerekiyor her şeyden önce.

SMM Panel PDF Kitap indir Viski Fiyatları Geçici Mail yks pdf indir antrenmanlarla matematik 1 pdf serway fizik 1 pdf ales çıkmış sorular pdf ilahi sözleri 1984 pdf türkçe pdf minecraft premium satın al ilahi sözleri Selçuk Sport Apk İndir